Z rotu değiştirmek için sanayiye gitmişim de usta komple ön takım yapılacak demiş gibi bir gün bugün.
Olm bildiğin İstanbul’da Ankara soğuğu var, Ankara’da ne soğuğu vardır acaba?
Hiç yaşanmamış bir zamanın nostaljisi içindeyim, küsmeyi, hesap sormayı, irdelemeyi bıraktım geride. Sessizce çekildim hayatlarından. Sorup da bahaneler dinlemeye, o bahanelere kendimi inandırıp yeniden hayal kırıklıkları yaşamaya mecalim de yok, sağlığım ve ona paralel fazla günüm de. Zaten önemseyen bir terslik olduğunu anlayıp peşine düşüyor, önemsemeyen de yokluğunuzla hafifliyor. Hepsi bu.
Demem o ki özleyen çaresiz, özlenen habersiz.
Yetim gibi gibi günler içerisindeyim, bir süredir hiç iyi değilim, yatsam kalkmak istemiyorum, kalksam uyanmak. Rahmetli babam derdi bana “ölümü ararsın bulamazsın” diye. İşte o arayışım içinde umarım kimseyi de katmam araya. Yetim gibi hafta sonu geçirdim dedim ya, gerçi bende yetimim, neyse hatırlatmayın kuzum.
Ayaküstü uyuklamaya çalışıyordum ki 6’lı masada otururken buldum kendimi. Bay Kemal ve Karamollaoğlu’nun arasındayım. Tuhaf tuhaf bana bakıyorlar bu kim diye. Neyse ben Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın üstlerine atlıyorum. Zombi olmuşum. Ama Meral hanım bu Zombi olamaz Urfalı, olsa olsa Zombo olur korkmayın arkadaşlar diye onları sakinleştirmeye çalışıyordu. İşte o an uyandım. Kafam öyle dolu ki, işte o ara böyle saçma rüyalar görüyor insan.
Neyse bu arada bana başaramazsın dedikleri ne varsa azmettim, çok çalıştım, çok inandım ve sonunda başaramadım. Hakketten çok doğru söylüyorlarmış ya la. Evet Canlar, Baba Erenler; Kabil’in Habil’i öldürdüğü günden beri hiç dinmedi acılar. Çünkü insanların insanlar için koymuş olduğu bütün yasalar, tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi taneyi eleyip samanı tutuyordu.
Şu 6 kadınla evlenmeyin buyuruyor İmam Gazali.
1- Ennane : Sürekli şikayetçi
2- Mennane : Başa kakan
3- Hannane : Önceki eşine özlem duyan
4- Haddake : Aç gözlü, her şeyi isteyen
5- Berrake : Sürekli süslenen
6- Şeddake : Çok fazla konuşan, geveze
Düşünüce hak vermemek elde değil mübareklere.
La bu arada günümüzde çevresine “yoğunum” veya “senin dışında da bir hayatım var benim” izlenimi vermek için telefon aramalarına yada meşaşlara cevap vermeme veya geç cevap verme modası hakimken; benim gibi anında cevap veren veya yanıtlayan, samimi birisini bulursanız pamuklara hatta elyaflara sarın, ama abartmayın, sıcaktan pişmeyelim. Bu kibarlığıma rağmen “elinde telefonla mı” bekliyorsun sorularıyla muhattap olmaktan ayrıca sıkıldım, ayıktırıyım sizi.
Sahi sevgi neydi; sevgi emekti o yüzden ben emekli oldumdu, olsundu.
Acaba ateistler kız istemeye gittiklerinde ne diyorlar; Darwin’in teorileri, maymunun izni ile kızınızı bu Allah’sız, kitapsız, imansız oğlumuza istiyoruz falan mı. Neyse bazılarının beyinleri o kadar kıymetli ki zarar görür diye hiç kullanmıyorlar! Şaka la şaka; Beyin olsa kullanmazlar mı? Aklıma gelmişken Karadeniz’de 12 kez doğalgaz, 9 kez petrol bulduk. Ama şimdiye kadar çıkan tek şey Hamsi, onun da kilosu 400 liraya dayanmış kuzum. O zaman sağlık için Dardanel Don balığı yiyin.
Samimi olun canlarım. Samimi olduğumuz zaman, ne gereksiz tevazuya ihtiyaç duyarız, ne gereksiz büyüklenmeye.
Ne de varlık ispat etmeye ihtiyaç duyarız. Demem o ki; samimi ol, neysen o ol!
Hatta direk ne hissediyorsan o ol. Yani hissettiğin gibi ol.
Evet İstanbul’da yaşayan Afrikalı bir öğrenci, Tinder’dan tanıştığı Belçika’lı profesör kadını “ABD’li yaşam koçuyum” diyerek 7.5 milyon lira dolandırdı. Fıkra bu kadar.
Unutmayalım ki “Allah’tan başkasına ihtiyaç duyan herkes fakirdir.”
Gelelim benim deli gibi hayvan sevmeme. Uzmanlar aşırı hayvan sevgisi için maskelenmiş insan nefreti diyorlarmış. Artık insanlar düşünsün kuzum.
George Mikes reis demiş ki; “Kediler insanları sahiplenir, çünkü kediler insanları işe yarayan evcil canlılar olarak görürler”. Artık şu kediler konuşmayı öğrense de insanlarla muhatap olmasamdı.
Bu arada EYT olamamış, ETT (Emeklilikte Tarihe Takılanlar) olarak uykum kaçınca gece oturup tekrardan #Börü2039 izledim. Kemal başkan olmuş, sıkıştığı araca kendini imha etme emri verirken, Asimov’un Robot Yasasının 3 kuralını devre dışı bırakmak için Polis Özel Harekat’ın efsane 3 başkanın soyadları ile kodlayıp, 3450 telsiz koduyla tamamlanan komut veriyor.! Nerden baksan şekil hareket, her duvarda Atatürk resimlerinin olması gibi. Ama anlamadığım neden robot saldırısı gün ağarırken Boğaziçi Köprüsüne yapıldı, Cumhurbaşkanı karakteri neden bayan, gibi sorular geliyor aklıma. Özellikle Friedrich Schenck ismli ressamın “Acı” isimli tablosunun duvarda olması. Kim ne acısı çekiyor acaba! Neyse en ilginç olanı ise 2039 senesinde Egea’nın kullanılmasıydı. Yani demem o ki cemaat atıkları halen her yerde olduklarını gözümüze sokmaya devam ediyorlar.
Yıllarca aradım kendi kendimi.
Ekilir biçilir bir nebat mıyım?
Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım?
Hiçbir türlü bulamadım ben beni?
Ama aramızda kalsın muhabbetimi sevdim.
Ve sonra döndüm dedim ki kendime; Allah’ın herşeye şahit olması yetmez mi!!?? Yetecek inşaAllah ve Tek Çare’nin Türkçü Türkiye olduğu gerçeği de kabul edilecek…
Watşapdan kendi numarama mesaj atmasını öğrendim. Ordan motive ediyorum kendimi. Canım kendim ya iyi ki varım. Allah beni benim başımdan eksik etmesindi.
Doların artış sebebini buldum ben,
1- Roma’yı yakan Hazreti Şaban
2- İngiltere Kralı
3- Rahmetli Başkan Kennedy
4- Taçsız Kral Pele
5- Nadya Komanaçi
6- Bricit Bardo
7- Fenerbahçeli Cemil
8- Dış minnoşlar
9- Bülent Ersoy’un bayılması
10- Pavyoncu Adnan hocanın içeri alınması
Çalışırken yaşamak, yaşarken çalışmak hayatımız boyunca sürdürmemiz gereken bir anlayış olacaktır. Çünkü, yaşamak demek, çalışmak demektir. Vatan için, Bayrak için, Hak için, Halk için.
Cennet mekan Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in sözlerini şiar edinmemiz lazım; “Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız”. Sözüyle geleceğe dair planlamamızı yapmıştır. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli ise “Mevzi başarılarla, stratejik sonuçlar ulaşmak hayaldir. Ata bindiysek, ayağımız hala yerdeyse bir sorun var demektir” diyerek özellikle bu dönemde ki mücadelenin önemini belirtmiştir. Bize düşen yegane görev ise; görev verilmesini beklemek yerine makam ve mevki seçmeden çalışmaktır.
Ben doğmadan önce zaten milyonlarca hatta milyarlarca yıl yoktum. Öldükten sonra da doğmadan önce olduğum yere “Hiç”lik makamıma geri döneceğim. Doğmadan önce farkında değildim. Öldükten sonra da bunun farkında olmayacağımdan bir sorun olmayacak yani benim için, çünkü zaten “Hiç” olacağım.
Demem o ki mevki ve makamlar gelip geçici siz daha gelip geçicisiniz. Kimsenin borazanı olmayın, kimse ile anılmayın ki o kimse sizi yarı yolda bıraktığında kendiniz olarak anılabilin. Yani Adam olun, kimsenin Adamı olarak hatırlanmayın!
Benden zincir marketlere tiyo; bu kaotik süreci %60 indirimli alkol ve tütün mamulleri satarak atlatabilirsiniz kuzum.
Bu arada ben şiddetin her türlüsüne karşıyım aslında, ama işte ağzının üstüne dipçikle çakmak istediğim o kadar boş insan var ki. Ama konumuz onlar değil tabi ki;
Merhum Necdet Sevinç abem, Nihal ATSIZ ölünce şöyle der: “Hapis, nezaret ve sürgünle dolu şerefli bir ömür. Zalim diktatörlerin hükmettiği, zalim gardiyanların nezaretinde geçen ömür. Hayat değil bunaltan bir gözaltı. Ve buna rağmen Türklük için mücadele”…
Umudum her zaman bakidir amma,
Zaman kısa ben yorgunum yol uzun.
“Vaktiyle bir Atsız varmış”; VAR OLSUN…!!!
Özlem ve Hasretle yad ediyorum….
12.Ocak.1905 – 11.Aralık.1975
Siz siz olun, sizi seven insanı üzmeyin. Ahını almayın. Başınıza sarmayın. Hatta direnirken de gülümsemeyi bırakmayın. Saygı ve hürmetle büyük küçük demeden alayınızın ellerinden öperim…
Evet unutmadan; Cesaret Bulaşıcıdır…
Süpersin kardeşim,kalemine yüreğine sağlık.
Teşekkür ederim Salih abem, sizlerden görüp yazmaya çalışıyorum.