Bu sabah kendimi sol yumruğum havada ”güzel günler göreceğiz güneşli günler” söylerken bir anda ”hafız Kemal hafız Kemal” sloganları atarken bulmuşum gibi uyandım. Beynimde kalkışma mı oluyor acaba!
Bugün günlerden ölümünün bile ölümsüzleşebileceğinin ispatı olan gün.
10 Kasım 1938 de İtalyan radyosunda şu anons duyulur;
“Sezar, İskender, Napoleon ayağa kalkın; büyüğünüz geliyor”…
Süvari Yakup Çavuş der ki; Düşman sadece Yunan gavuru değildi ki yavrum, İngiliz’i vardı, Fransız’ı vardı, İtalya’nı vardı, Rusya’sı vardı, Ermeni’si vardı. Bir de bunlara yardım eden bizim hocalar vardı, şeyhler vardı, ağalar vardı, hainler vardı. Vardı da vardı. Çok şükür bizim bir Allah’ımız vardı bir de Mustafa Kemal Paşamız. Ruhun Şad olsun Paşam…
SAYGI VE RAHMETLE #MustafaKemalATATÜRK #10Kasım
Yaklaşın hayat şiarımızı değiştireceğiz; çalışmak tabiatın anasıdır, tembellik ise babası. En iyisi babanın izinden gitmek. Şişko (halen öyle sayılırım, ama 210kg değilim) olduğum zamanlar ben evdeki tartıya göre hep 135 kilo geliyordum ve bu yüzden kilomu kolladığım için sevinçli ama beden ölçülerim değiştiği için şaşkındım. Gel zaman git zaman bir arkadaş ile kargo yollarken orda bulunan kantara çıktım! Ne görem ben, 182kg olmuşum. İşte o zaman bu zaman ep isterim fenalık çıkarayım. Siz yinede Urfalı Çinliye kulak verin; “vantilatörü serbest bırak, dönerse senindir. Dönmezse senin olmamıştır” der kendileri. Bu arada bir Çıkmaz sokağa girmişiz ama yol nasıl güzel, nasıl güzel. Hayırlı Pazar’lar millet…
Ne demiş şair giderken arkasında kalana;
Ben giderken en çok seni götürdüm.
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları,
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı.
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi,
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı.
Ve buna rağmen hiçbir zaman anlamadı insanoğlu.
Dünya birine kalacak olsaydı Süleyman’a kalırdı.
Ölüm satın alınsaydı Nemrut tutar alırdı.
Çıkmadık canlara derman olurdu, Lokman Hekim ölmedi mi?
“Herkes gider mi? Diye.. sordular
Evet dedim bir gün HERKES gider.
Anne baba vefat edince gider..!
Dost sandığımız menfaati bitince gider..!
Sevgili bildiğin yüreğini başkasına verince,
evlat evlenince gider….
Ve koskoca hayattan bir kaç anı bir de yalnızlık kalır geriye….!
Bu yüzden hiç korkmadık biz, umudumuz hep Allah’tandı. Derdimize yüksel dedik;
İstediğin kadar yüksel nasıl olsa geçmeyecek misin? Zalimlere güçlen dedik; güçlen nasılsa düşmeyecek misin.
Öyle oldu olacak!
Bu dünya iyi ile kötü arasında bir yerde ama günü geldiğinde iyilerden taraf olacak…
Derdin ölçütü neydi sahi…!?
Kaç insan öldürünce zalim…
Kaç kitap okuyunca âlim…
Kaç kilometre yol gidince seyyah…
Kaç diyar görünce gezgin…
Kaç hezimetten sonra bezgin olurdu ki, insan…!?
Oysa, ne güzel söylemiş Yunus,
“ Bir avuç toprak, biraz da suyum ben. Neyimle övüneyim…!? İşte buyum ben.”
Bir kaç necis damladan oluşmuş bedene üflenen ruha sahibiz. Bir damla suyu bile çok gördüğümüz, ama insanlığımızla da ayrıca gurur duyarak yaşadığımızı sandığımız ölüleriz. Sahi ya insan nasıl kendisine ihtiyaç duyduğu anda bir damla bile su vermekten aciz olabilir ki? Hemde farkını her seferinde sana haykırmasına rağmen. Evet işte o bir damla suya muhtaç öleceksiniz, son nefesinizde ne su vereniniz çıkacak, ne çenenizi bağlayanınız.
Kaç olunca çok;
Kaçta kalınca da azdı rakamlar…!?
Neye göre, kime göreydi ölçüt?
Aynı su değil miydi ;
Patatesi yumuşatırken, yumurtayı sertleştiren…!?
Neydi ki, bizi üç günlük dünyada kalp kırmaya yönelten…
Kendi gölgesinden korkutan…
Fırıldaklara ip yapan, sebepler…!?
Derdin ölçütü neydi sahi…!?
Ekmeği bayat olanların yanında, pırlantası küçük olanın da derdi dert miydi gerçekten…!?
Ekmeği bayat olanların derdi dert miydi peki, evladını elleriyle toprağa verenin yanında…!?
Peki, “Seni çooook bekledim ama gel-me-din ! “ diyenin gözündeki yanmış küller, derdin külleri miydi peki…!?
Pekâla, seni umutla gözleyen, senin varlığına güvenen insanların, senin kendisini gördüğünü, çığlıklarını duyduğunu ama senin kılını dahi oynatmadığını ancak senin göndermiş olduğun sıcak ekmekle doğurduğu yavrusunu, zalimin köpeklerinden koruyamayıp toprağa veren babanın acısını biraz olsun hafifletmiş mi olursun yoksa, derdine zalimden de öte bir dert mi katmış olursun…!?
Dert ne gardaş…!?
Peki, senin derdin ne…!?
…Ört ki Ölem!…
Toparlarsak; bazı insanların sizden duydukları nefretin hiçbir sebebi yoktur. Dik durmanız, boyun eğmemeniz, size diş geçirememeleri bile yeterlidir bunun için. Size hiç bir zaman sahip olamayacaklarını anlamaları, sizin gibi birisinden hayaları boyunca kıymet görememeleri. Hayatları boyu denk ve saygın ilişkiler kuramadıkları için özsaygılı insan görünce içsel kriz geçirirler. Konu siz değilsinizdir aslında, onların içsel savaşlarıdır. Ne kadar aşşağılık olduklarını biliyor olmalarıdır.
Amiyane bir tabir var çok severim. Ne tarafa çekerseniz o tarafa cuk oturur aslında, affınıza sığınarak yazacağım; hiç bir orospu filmin sonunu göremez…
Evet dip notumuza gelelim; Siz siz olun, sizi seven insanı üzmeyin. Ahını almayın. Başınıza sarmayın. Hatta direnirken de gülümsemeyi bırakmayın. Saygı ve hürmetle büyük küçük demeden alayınızın ellerinden öperim…
Evet unutmadan; Cesaret Bulaşıcıdır…