Fatmir TÜRKKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Boykot ve Feodal Sistem

Boykot ve Feodal Sistem

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Bugünkü yazımda, boykot ve feodal sistem tartışmalarına odaklanacağım. Türkiye’nin siyaset ve ekonomi arenasında eş zamanlı yaşadığı ve giderek karmaşıklaşan iki büyük çıkmazı ele alacağım. Bu çıkmazların temelinde, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve boykot çağrılarıyla devam eden siyasi gerilimler yatıyor.

İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından, üniversite öğrencilerinin öncülüğünde başlayan protestolar, kısa sürede ülke geneline yayıldı. Sosyal medyada örgütlenen gençler, 2 Nisan’da “tüketim boykotu” çağrısında bulundu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bu çağrıya destek vererek, “Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

Ancak, bu boykot çağrıları, iktidar kanadından sert tepkilerle karşılaştı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, boykotun “ekonomik bağımsızlığa darbe” olduğunu savunarak, bu eylemlerin “milli ekonomiye suikast” olduğunu iddia etti. Yerlikaya, ayrıca, CHP’nin boykot çağrılarını “siyonist İsrail’in büyük bir keyifle izlediğini” belirterek, bu eylemlerin arkasında İsrail’in olduğunu ima etti.

Bu iddia, boykotun anayasal bir hak olup olmadığı tartışmasını, uluslararası bir komplo teorisine dönüştürme potansiyeli taşıyor. İktidar kanadının, boykotu bir ekonomik darbe girişimi olarak nitelendirmesi yetmezmiş gibi, şimdi de bu eylemlerin arkasında İsrail’in olduğunu iddia etmesi, tartışmaların daha da kutuplaşmasına neden oluyor.

Oysa, boykot çağrıları, Türkiye’deki ekonomik sorunlara ve siyasi gerilimlere tepki olarak ortaya çıktı. Yüksek enflasyon, işsizlik, artan döviz kurları ve dış ticaret açığı gibi sorunlar, toplumun farklı kesimlerini olumsuz etkiliyor. Bu ekonomik zorluklar, siyasi gerilimi de artırıyor ve boykot çağrılarını tetikliyor.

Siyasi arenadaki boykot çağrıları, özellikle iktidar ve muhalefet arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesine neden oluyor. AKP ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı, bu boykot eylemlerinin Türkiye’yi hedef alan bir ekonomik darbe girişimi olduğunu savunurken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da CHP yönetimi, sosyal medya ve bazı medya kuruluşları hakkında resen soruşturma başlattı.

İktidar kanadının söylemlerine bakıldığında, boykotun yasa dışı ve ülkeye ekonomik zarar verme amacı taşıdığı vurgulanıyor. Özellikle iktidara yakın medya organları ve sosyal medya trolleri, bu eylemlerin ülkenin ekonomik istikrarını bozmaya yönelik bir girişim olduğunu iddia ediyor. Ancak, bu tartışmaların odağındaki temel mesele, boykotun anayasal bir hak olup olmadığı.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi, “Herkes, önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” hükmünü içeriyor. Bu madde, gösteri ve yürüyüş hakkının yanı sıra, ifade özgürlüğü kapsamında boykot çağrılarının da anayasal bir hak olarak değerlendirilmesine olanak tanıyor. Ancak, bu hakkın kullanımı sırasında başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar verilmemesi, kamu düzeninin bozulmaması gerekiyor.

Bu noktada, boykot çağrılarının nasıl yapıldığı ve etkilerinin ne olduğu önemli bir hale geliyor. Eğer boykot, şiddet içermeyen, barışçıl ve yasal sınırlar içinde gerçekleştiriliyorsa, anayasal bir hak olarak kabul edilebilir. Ancak, boykotun ekonomik istikrarsızlığa yol açacak şekilde organize edilmesi veya şiddet içeren eylemlere dönüşmesi durumunda, yasal sınırlar aşılmış olabilir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gece yarısı apar topar resen başlattığı soruşturmanın sonuçları, bu tartışmalara ışık tutacak. Soruşturma kapsamında, boykot çağrılarının nasıl yapıldığı, hangi amaçlarla gerçekleştirildiği ve ülkenin ekonomik istikrarına yönelik bir tehdit oluşturup oluşturmadığı incelenecek. Soruşturmanın sonuçlarına göre, boykot çağrılarının anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığı ve yasal bir suç teşkil edip etmediği belirlenecek.

Bu tartışmalar, Türkiye’de ifade özgürlüğü, gösteri hakkı ve ekonomik istikrar arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getiriyor. Anayasal hakların kullanımı ile ülkenin ekonomik çıkarları arasındaki dengeyi korumak, demokratik bir hukuk devletinin en önemli görevlerinden biri. Bu nedenle, boykot tartışmalarının yasal çerçevede ve sağduyulu bir şekilde ele alınması gerekiyor.

Ekonomik çıkmaz ise, Türkiye’nin uzun süredir mücadele ettiği bir sorun. Yüksek enflasyon, işsizlik, artan döviz kurları ve dış ticaret açığı gibi sorunlar, ülke ekonomisini zorluyor. Bu ekonomik zorluklar, toplumun farklı kesimlerini olumsuz etkiliyor ve siyasi gerilimi daha da artırıyor.

Boykot çağrıları, ekonomik çıkmazı daha da derinleştirme potansiyeline sahip. Özellikle, boykotun hedefi olan sektörlerde yaşanacak olası bir daralma, işsizlik oranlarını artırabilir ve ekonomik istikrarsızlığı tetikleyebilir. Bu durum, hem iktidar hem de muhalefet için ciddi bir sınav anlamına geliyor.

Bu çıkmazdan çıkış yolu, diyalog ve uzlaşmadan geçiyor. Siyasi aktörlerin, toplumun farklı kesimlerinin endişelerini dikkate alarak, yapıcı bir diyalog ortamı yaratması gerekiyor. Ekonomik sorunların çözümü için ise, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi şart.

Türkiye’nin bu zorlu süreçten güçlenerek çıkması için, her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Siyasi ve ekonomik çıkmazların üstesinden gelmek, ancak ortak akıl ve sağduyu ile mümkün olabilir.

Ne Ara Bu Baskıcı Rejime Geçtik?

Bu tartışmalara bir de TRT Genel Müdürü Zahid Sobacı’nın açıklamaları eklendi. Sobacı, boykota destek veren oyuncu Aybüke Pusat’ın, Teşkilat dizisinden çıkarıldığını duyurdu. Sobacı, boykotu ‘siyasi bir grubun politik amaçları için sahaya sürdüğü bir çağrı’ olarak niteledi ve ‘buna alet olmanın TRT’nin ilkelerine, kamu yayıncılığı anlayışına ve mesleki profesyonelliğe açıkça aykırılık teşkil ettiğini’ öne sürdü. Bu durum, boykot çağrılarının sadece ekonomik ve siyasi bir tartışma olmadığını, aynı zamanda ifade özgürlüğü ve sanatın siyasete alet edilmesi gibi hassas konuları da gündeme getirdiğini gösteriyor.

Halkın demokratik eylem ve boykot hakkının olduğunu ve daha önceleri bu tür bir boykot eylemine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyon kanallarından kendisi canlı yayında Türk halkına üstüne basa basa çağrılarda bulunduğu biliniyor. Ancak, bugünkü boykot çağrısının CHP ve üniversiteli öğrencilerin çağrısı olması nedeniyle, yasaklar üstüne yasaklar ve soruşturmalar ardı ardına gelmeye başladı. Yetmezmiş gibi, internette de bant kısıtlaması yapılmaya başlandı. Bu durum, özgür bir ülke değil, baskıcı rejimlerde olan bir sistem olduğu izlenimini uyandırıyor. Boykot hakkında sosyal medyadan destek verdiği için TRT’de yayınlanan devlet finansmanı ile yapımı sağlanan Teşkilat dizisi oyuncusunun cezalandırılıp diziden çıkartılması ve bundan sonra hiçbir TRT ve yandaş kanalların televizyonlarındaki dizilerde oynayamayacağının iddia edilmesi, feodal yapının ta kendisidir.

Sonuç olarak, biz ne ara bu feodal baskıcı rejime geçtiğimizi bilen varsa bana da söylesin lütfen…!!!

Fatmir TÜRKKAN

Gazeteci – İç Mimar

Boykot ve Feodal Sistem
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir